Arama yapmak için en az 4 karakter girmelisiniz.


BAŞLIK VE İÇERİKTE ARAMA
MAKALE ARA
YAZAR ADINA GÖRE ARAMA
MAKALE ARA
DÖNEME GÖRE ARAMA
MAKALE ARA
MAKALE TÜRÜNE GÖRE ARAMA
MAKALE ARA


1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 8’inci maddesinin ikinci fıkrasında “Sıfır Oranlı Emlak Vergisi” uygulamasına yer verilmiştir. Biz de bu çalışmamızda, hiçbir geliri olmadığını belgeleyenlerin, emeklilerin, gazilerin, engellilerin ve şehitlerin dul ve yetimlerinin TOKİ’den satın almış oldukları konutlarda, “Sıfır Oranlı Emlak Vergisi” hükümlerinden yararlanamamalarına ilişkin sorundan ve ayrıca söz konusu sorunun çözümüne yönelik olası çözüm önerilerinin neler olabileceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunduk.

Türk Hukuk Sistemi’nde genel itibarı ile sözleşmelerin taraflarca hazırlanıp düzenlenmesi herhangi bir şekil şartına bağlanmamış olup akitlerin tanzim edilmesinde “şekilsel serbestlik” ilkesi geçerlidir. Tarafları akitlerin tanzimi esnasında herhangi bir şekil şartına bağlayan hukuki bir durum bulunmadığı müddetçe, sözleşmelerin sözlü veyahut adi/resmi yazılı yapmalarını engel teşkil edecek herhangi bir durum bulunmamaktadır. Fakat akitlerin tanzimi şekil şartına bağlanıp ve şekilsel olarak da yazılı düzenlenip imza atılması gereken durumlarda ise konunun detaylı bir şekilde ele alınması ve üzerinde hassasiyetle durulması hususiyet teşkil etmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu çerçevesinde tali ürünlerin değerlemesine ilişkin olarak değerleme esası ve usulüne yönelik olarak farklı yaklaşımlar mevcuttur. Değerleme esası olarak emsal bedelin veya maliyet bedelinin kullanılacak olması mükelleflerin dönem matrahlarını değiştirecektir. Olumlu ya da olumsuz bu fark ödenmesi gereken vergiden farklı bir vergi ödenmesine neden olacaktır. Bu çalışmada tali ürünlerin değerleme esasının ne olması gerektiği hukukî dayanaklarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Konuya ilişkin farklı görüşler de çalışmaya dâhil edilmiştir.

Yabancı ulaştırma kurumlarının kazançlarının saptanmasında ortaya çıkan güçlükler ve kendine özgü düzenlemelere tabi olmasından dolayı bu faaliyetlerden elde edilen kazançlar gerçek usulde tespit edilememektedir. Bu yüzden yabancı ulaştırma kurumlarının vergilendirilmesinde götürü bir vergilendirme yöntemi olarak belirlemiştir. Bu yöntem, KVK m.23’e göre hasılata ortalama emsal oranlarının uygulanması suretiyle hesaplanır. Ortalama emsal oranları, kara taşımacılığında %12, deniz taşımacılığında %15, hava taşımacılığında %5 olarak uygulanır. Yabancı ulaştırma kurumları VUK m.207’ye göre hasılat defteri tutmak zorundadırlar. Türkiye’de işyeri veya daimi temsilci bulundurmak suretiyle ulaştırma faaliyeti yürüten yabancı ulaştırma kurumları bu kazançlarını yıllık beyanname ile beyan etmek zorundadırlar. Ana merkeze aktardıkları kazanç üzerinden KVK m. 30/6’ya göre %15 vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Konut edinmede yeni bir yöntem olan gayrimenkul sertifikası modeli, gayrimenkulün tamamını satmak yerine birim metrekarelere bölerek bunun satılmasını sağlayan bir sistemdir. Bu sistemde yatırımcılar gayrimenkulün metrekarelerini temsil eden menkul kıymeti borsada satın alabilmektedir. Yeterli sertifikaya sahip olduklarında gayrimenkulün kendisine teslim edilmesini isteme hakkına sahiptirler. Gayrimenkule sahip olmak istemediklerinde ise ellerinde bulundurdukları gayrimenkul sertifikalarını vadesinden önce satıp fiyat farklarından yararlanmak suretiyle gelir elde etme fırsatları da olabilmektedir. Ayrıca yeterli sertifikaya sahip olup gayrimenkulün mülkiyeti tercih etmemeleri durumda sertifikaların satılıp bedelin kendisine ödenmesini isteyebilmektedirler. Gayrimenkul sertifikaları mevzuatımıza 690 sayılı KHK’nın 66. maddesi ile Sermaye Piyasası Kanunu’na eklenen 61/A maddesi uyarınca bir sermaye piyasası aracı olarak girmiştir. Mevzuatımızda yeni sayılan bu sermaye piyasası aracı hakkındaki genel bilgiler ile bu sertifikaların vergi mevzuatı açısından değerlendirilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan ve kamu gelirleri içerisinde önemli bir yer tutan vergi cezalarındandır. Mükelleflerin belli şartlarda başvuru yapmaları halinde cezalarda indirim uygulamasına konu olabilen usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının, 7103 sayılı Kanun ile tarhiyat öncesi uzlaşma kapsamından çıkarılması vergi sistemimizde önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu çalışmamızda; usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının vergi uygulamalarındaki yeri, önemi ve 7103 sayılı Kanunla yapılan değişikliklere değinilmiştir.

Küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve özellikle internetin yaygınlaşması ticareti daha kolay ve hızlı yapılabilir hale getirmiştir. Dolayısıyla, tüketiciler için alış-veriş bir tuş kadar yakınlaşmıştır. Günümüzde internet alışverişin en popüler ve tercih edilen yöntemidir. Bu açıdan internet insanlar için adeta bir alış-veriş merkezi haline gelmiştir. Yurt içi ve yurt dışı alışveriş arasındaki farklılıklardan biri de vergilendirmede ortaya çıkmaktadır. Çalışmada, internet üzerinden yurt dışından satın alınarak posta veya hızlı kargo yoluyla gelen eşya ve vergilendirilmesi ele alınmıştır.

Matrah ve vergi artıran mükelleflere, artırılan vergi türleri ve yıllar itibariyle vergi incelemesi ve tarhiyata muhatap olunmaması hakkı getiren 7143 sayılı Kanun (Kanun) yürürlüğe girmiştir. Matrah ve vergi artırımı hükümlerinin, vergi incelemelerinin bulunduğu aşama ve inceleme konuları itibariyle farklı şekillerde etkileri ortaya çıkmaktadır. Kanun’un yayımlandığı 18 Mayıs 2018 tarihi itibariyle hakkında henüz vergi incelemesi başlanmamışsa mükellefler matrah ve vergi artırımında bulunarak vergi incelemesinin dışında kalınabilecektir. Hakkında devam eden vergi incelemesi bulunan mükellefler ise, inceleme sonucunda tarh edilecek vergi ve kesilecek cezalarda indirim yapılmasını sağlayabileceklerdir. Hakkında tamamlanmış bir vergi incelemesi bulunsa dahi, söz konusu Kanun hükümleri ile ödenecek vergi ve cezalarda indirim hakkı elde edilebilecektir. 7143 sayılı Kanunu önceki matrah ve vergi artırımı hükümleri içeren kanunlardan ayıran en önemli özellik, sahte belge düzenleme suçu ve haksız iade talep eden mükelleflerle mücadelede herhangi bir olumsuz etkisinin bulunmamasıdır. Diğer taraftan sadece bildirimde bulunup herhangi bir ödeme yapmaksızın, Kanun’un hükümlerinden yararlanma hakkı ortadan kaldırılarak, bu hakkın kötüye kullanılması engellenmiştir.

Bu çalışmada; vergi yükü, işsizlik, boşanma ve intihar arasındaki ilişki incelenmiştir. Türkiye için 1974-2016 yıllarını kapsayan bir analiz yapılmıştır. Analizde serilerin durağanlığı, ADF, PP ve KPSS testleriyle incelenmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin varlığı; Granger (1969) nedensellik testiyle incelenmiştir. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin varlığı ise Engle-Granger (1987) ve Johansen (1988) yöntemiyle incelenmiştir. Uzun ve kısa dönem analizleri ise En Küçük Kareler (EKK) ve Vektör Hata Düzeltme (VHD) yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda; vergi yükündeki %1’lik artışın, işsizlik oranını %0.03 oranında artırdığı, işsizlik oranındaki %1’lik artışın ise boşanmanın 0.17 birim artışına yol açtığı belirlenmiştir. Ayrıca işsizlik oranındaki %1’lik artışın, intiharı 0.09 birim artırdığı, boşanmadaki 1 birimlik artışın ise intiharın 0.03 birim artışına neden olduğu neticesine varılmıştır.

Türkiye?de muhasebe standartları, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından uluslararası standartlarla uyumlu olarak oluşturulmakta ve yayımlanmaktadır. Bu standartlardan tam set muhasebe standartları olarak tanımlanan, Türkiye Muhasebe Standartları/Türkiye Finansal Raporlama Standartları?nı kamu yararını ilgilendiren kuruluşlar uygulamak zorundadır. Tam set muhasebe standartlarını uygulamayan ancak bağımsız denetime tabi olan işletmeler ise Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardını uygulamak zorundadır. Bunun yanı sıra mali kârın tespit edilmesinde Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada maddi duran varlıklarda amortisman ayrılmasına ilişkin bu üç uygulamanın temel farklılıkları belirlenmiş ve uygulama örneği ile dönem sonu amortisman tutarı belirlenene kadar oluşan farklılıklar gösterilmiştir

Vergi afları birçok olumlu ve olumsuz yönleri bir arada barındırmaktadır. Ülkemizde ise her 2,7 yılda bir vergi affı çıkmaktadır. Mükelleflerin vergi aflarının düzenli hale geldiğini düşünmeleri vergisel olarak incelenme beklentilerini de düşürmektedir. Bu nedenle beyan ettikleri vergi gelirlerini de düşürebilme tehlikesini barındırmaktadır. 7143 sayılı Yasa daha önceki af yasalarından farklı olarak VUK 359/b kapsamında işlenen kaçakçılık suçları için farklı düzenlemeler getirmiştir. Bu nedenle haklarında vergi incelemesine başlanan mükellefler açısından özellikli durumlar mevcut olmuştur.

7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun mükelleflere borç yapılandırması, matrah ve vergi artırımı ile işletme kayıtlarının düzeltilmesi gibi hükümleri yanında bazı varlık ve kazançların milli ekonomiye kazandırılmasına ilişkin hükümlerde içermektedir. Çalışmamızda 7143 sayılı Kanunun bazı varlık ve kazançların milli ekonomiye kazandırılması ile ilgili olarak yapılan düzenlemeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ele alınmıştır.

KONUT TESLİMİNDE KDV ORANLARI

Coşkun Çekiciler-Ahmet İmamoğlu 2018 / 6

Ekonominin lokomotifi olan inşaat ve gayrimenkul sektörüne verilen teşvikler, sektör üzerindeki vergi yükünün azalmasına böylelikle dönem dönem bu alanda yaşanan durgunluğun aşılmasına yardımcı olmaktadır. Dolayısıyla hükümetler tarafından izlenen bu teşvik uygulamaları, bir başka ifadeyle uygulanan genişletici maliye politikaları konut ve buna bağlı tüm sektörlerde yaşanan daralmalar sonrası piyasanın canlanmasına katkıda bulunmaktadır. Konut tesliminde vergi yükünü azaltmanın en efektif yöntemlerinden birisi de Katma Değer Vergisi oranında yapılacak indirimdir. Katma Değer Vergisi Kanunu’nda oran belirleme yetkisi ise Bakanlar Kurulu’na verilmiştir. Bu çalışmamızda konut teslimlerinde, Bakanlar Kurulu Kararları neticesinde (belirli sürelerde uygulanacak oranlarda dikkate alınarak) Katma Değer Vergisi oranlarının ne olacağı detayları ile ele alınmıştır.

Katma Değer Vergisi’nde harcamada yaratılan değerlerin vergilendirilmesi ve vergi mükerrerliğinin önlenmesi ancak mal ve hizmet satanlar ile bu mal ve hizmeti satın alanlar arasında sağlam bir belge düzeninin kurulması ile sağlanabilir. Katma Değer Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanunda yer alan düzenlemelerde bu amaca yöneliktir. Ancak indirim mekanizmasının uygulanmasında kanuna yönelik yorum farkları nedeniyle çelişkiler doğabilmektedir.Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belgelerde yer alan KDV’ nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı açısından da durum bu şekildedir. İnceleme elemanlarının konuya yaklaşımı ve konuya ilişkin yorumlarında farklılık görülmektedir. Rapor Değerlendirme Komisyonlarının da konuya ilişkin tam bir mutabakat için de olmadıkları görülmektedir. Bu durum aynı gerekçelerle incelenen mükellefler hakkında farklı yaptırımların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Düzenlenen inceleme raporlarında bu husus açık bir biçimde görülmektedir. Çalışmamızın amacı bu konuda uygulamada yer alan farklılıklara değinmek ve açıklık getirmeye çalışmaktır.

Küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve özellikle internetin yaygınlaşması ticareti daha kolay ve hızlı yapılabilir hale getirmiştir. Dolayısıyla, tüketiciler için alış-veriş bir tuş kadar yakınlaşmıştır. Günümüzde internet alışverişin en popüler ve tercih edilen yöntemidir. Bu açıdan internet insanlar için adeta bir alış-veriş merkezi haline gelmiştir. Yurt içi ve yurt dışı alışveriş arasındaki farklılıklardan biri de vergilendirmede ortaya çıkmaktadır. Çalışmada, internet üzerinden yurt dışından satın alınarak posta veya hızlı kargo yoluyla gelen eşya ve vergilendirilmesi ele alınmıştır.

Kamu zararından kimlerin sorumlu olduğu hususu kamu zararının tespiti kadar önemli bir konudur. Kamu zararından sorumluluğun tespiti konusunda daha önce hakim olan objektif (kusursuz) sorumluluk ilkesinin yerine 5018 sayılı Yasada kusur sorumluluğu ilkesi kabul edilmiştir. Mevzuatta yer alan kamu zararı konusunun uygulamada mahkemelerce verilmiş olan kararlarda farklı bakış açılarıyla yorumlandığı görülmektedir. Bakış açısındaki bu farklılık kamu zararının rücu edilebilirliğini etkilemektedir. Diğer taraftan bu yorum farklılığı bireyin mülkiyet hakkı ile toplumun kamu kaynağı üzerindeki hakkının sınırlarının belirlenmesinde de kendini göstermektedir. Yargı kurumları ile denetim kurumları kamu zararı ve sorumluluk değerlendirmelerini yaparken bireysel adalet ile sosyal adalet arasında hakkaniyet dengesini kurmada (hukuka uygunluğun sağlanması adına) meri mevzuatın bağlayıcılığına riayet etmeleri gerekmektedir.

Sermayesi belirli bir sınırı aşan anonim şirketler ile ortak sayısına göre bazı kooperatifler sözleşmeli avukat bulundurmak zorundadırlar. Anılan yükümlülüğün ifası ücret ödemeleri; uyulmaması ise idarî para cezaları yönünden anonim şirket ile kooperatife bir maliyet getirmektedir. Oysa, bazı yasal imkânlardan faydalanılarak anılan yükümlülükten kaçınmak mümkündür. Bu çalışmada, sözleşmeli avukat bulundurma yükümüne tabi olmak istemeyen anonimşirketler ile kooperatiflerin başvurabilecekleri çözüm yolları üzerinde durulmaktadır.

Çalışmamızda 4857 sayılı İş Kanununun getirdiği esneklik kavramı ve mevzuat hükümleri doğrultusunda serbest zaman kavramı açıklanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda öncelikle, serbest zaman kullanımı için işçinin bu yönde bir talebinin olması ve bu isteğini her serbest zaman kullanımı için işverene ayrı ayrı bildirmesi gerektiği belirtilmiştir. Zira serbest zaman kullanımına ilişkin işverene iş sözleşmeleriyle önceden ve peşinen verilen onay geçerli olmayacaktır. Daha sonra serbest zamanın 6 ay içinde, işverenin, işin veya işyerinin gereklerine uygun olarak belirlediği tarihten itibaren, iş günleri içerisinde aralıksız ve işçinin ücretinde herhangi bir kesinti olmadan kullanması gerektiğine değinilmiştir. Son olarak serbest zamanın hak düşürücü süre içerisinde kullandırılmaması halinde işçinin kanuni hakları ve işverene uygulanacak idari yaptırımlar açıklanmıştır.

Bu çalışmada; vergi yükü, işsizlik, boşanma ve intihar arasındaki ilişki incelenmiştir. Türkiye için 1974-2016 yıllarını kapsayan bir analiz yapılmıştır. Analizde serilerin durağanlığı, ADF, PP ve KPSS testleriyle incelenmiştir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin varlığı; Granger (1969) nedensellik testiyle incelenmiştir. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkisinin varlığı ise Engle-Granger (1987) ve Johansen (1988) yöntemiyle incelenmiştir. Uzun ve kısa dönem analizleri ise En Küçük Kareler (EKK) ve Vektör Hata Düzeltme (VHD) yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda; vergi yükündeki %1’lik artışın, işsizlik oranını %0.03 oranında artırdığı, işsizlik oranındaki %1’lik artışın ise boşanmanın 0.17 birim artışına yol açtığı belirlenmiştir. Ayrıca işsizlik oranındaki %1’lik artışın, intiharı 0.09 birim artırdığı, boşanmadaki 1 birimlik artışın ise intiharın 0.03 birim artışına neden olduğu neticesine varılmıştır