GİRİŞ
Bilişim teknolojilerinde ortaya çıkan yeniliklerin bir ürünü olan yapay zekâ, insana özgü aktiveteleri yapabilen akıllı makineler yaratma fikri üzerine kurulu, bilgisayarla ilgili bir disiplindir. Birçok açıdan avantaj sunması nedeniyle günümüzde yapay zekaya ve onun bir uzantısı olan robotlara sıklıkla başvurulmaktadır. Bu ise robot ekonomisi adı verilen ve “robotik, yapay zekâ ve otomasyonun artan kullanımı sonucu robot esaslı ekonomi biçiminde tanımlanan yeni bir kavramı ortaya çıkarmıştır. Bu yeni uygulamalar ise aslında, 4. Endüstri Devrimi olarak da ifade edilen Endüstri 4.0 sürecinin önemli bir parçasıdır. Endüstri 4.0 ile üretim, ileri teknoloji ile teçhiz edilerek verimliliğinin artırılması amaçlanmaktadır. Böylece Endüstri 4.0 sürecinin hakkını veren ülkeler küresel ölçekte rekabet üstünlüğüne kavuşacaklardır.
Endüstri 4.0 süreci ise yapısı itibariyle; otonom makineler, üç boyutlu yazıcılar, yapay zekâ ve akıllı robotlar gibi teçhizatın kullanılmasını gerektirmektedir. Bu durum ise çoğu zaman üretimde artan robot kullanımına neden olmaktadır. Bazı kesimler, yaşanan bu sürecin iş gücüne olan ihtiyacı azaltacağını, buna bağlı olarak da teknolojik işsizlik ve birtakım ekonomik olumsuzluklara neden olacağını öngörmektedir. Olası ekonomik istikrarsızlıklarla mücadele için ise “robot vergisi” kavramı literatüre kazandırılmıştır.
Robot vergisi öz olarak, çalışanlarını robotlarla ikame edecek olan işletmelerin, bir vergi ödemesi ve işsiz kalan bireylere hükümetlerin bu vergiden oluşturulan fon ile yardım etmesi gerektiğini öne sürmektedir. Robot vergisinin birincil amacı, teknolojik işsizliğin azaltılması ve üretimde artan robotlaşmanın önüne geçmektir. Dört bölümden oluşan bu çalışmada öncelikle Endüstri 4.0 ve bunun beraberinde getirdiği kavramlar olan yapay zeka, nesnelerin interneti, robot gibi kavramlar ele alınacaktır. İkinci bölümde, Endüstri 4.0 sürecinin temel ekonomik değişkenler üzerinde nasıl bir etki bırakacağı analiz edilmeye çalışılacaktır. Üçüncü bölümde ise bu etkileri gidermek amacıyla başvurulacak robot vergisi ve bu verginin yaratması beklenen olası etkileri irdelenecektir. Dördüncü ve son bölümde ise robot vergisinin ülkemizdeki uygulanabilirliği değerlendirilecektir.
1- ENDÜSTRİ 4.0 SÜRECİ ve BAZI TEMEL KAVRAMLAR
1.1- Tarihsel Süreçte Endüstri Devrimleri
Çalışma konumuzu ilgilendiren konulardan biri olan Endüstri 4.0 ile ilgili ayrıntılara geçmeden önce sanayi ile endüstri kavramlarını kısaca tanımlamakta fayda olduğu kanısındayız. Üretim; insan ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla fayda açığa çıkarma faaliyetleridir. Eğer ortaya konan bu fayda, hammaddeden ürün üretimi olarak vukuu buluyorsa sanayi, ortaya çıkmasına neden olunan fayda, hammadde kullanılmaksızın sadece hizmet üretimi olarak gerçekleştirilirse bu defada endüstri söz konusu olacaktır. Ancak ülke ekonomik büyümesi açısından neticede, her iki üretim faaliyetinde de ekonomik bir değer yaratılmaktadır. Bu nedenledir ki çalışmamızda endüstri ve sanayi kavramları arasında ekonomik değer yaratma anlamında bir farklılık görülmemektedir.
Terminoloji ile ilgili olarak üzerinde durmamız gereken diğer bir kavram ise “devrim”dir. Türk Dil Kurumu'na göre devrim; bir topluluğun yaşamında önemli işlevi olan kurumların hızlı ve geniş kapsamlı bir şekilde kökten değiştirilmesi veya yenileştirilmesi, tekrar şekillendirilmesi biçiminde tanımlanmaktadır. Bir toplumda yaşanan devrim, o toplumun sosyal, kültürel ve hatta iktisadi yapısında radikal değişikliklere yol açabilmektedir. Çalışmamızın yoğunlaştığı nokta olan bir ekonomik değer yaratmaya dönük faaliyetlerde, günümüze kadar biri tarım kesiminde, üçü ise sanayide olmak üzere dört büyük devrim yaşanmıştır. Öz olarak bu devrimlere değinmenin faydalı olacağı kanısındayız:
1.1.1- Ziraat Devrimi
İnsan, M.Ö.10.000’li yıllara gelinceye değin avcı ve toplayıcı olarak yaşamıştır. Yabani hayvanları eti ve derisi için avlayıp, doğada kendiliğinden yetişen meyveleri bir araya toplayarak besin ihtiyacını gidermiştir. Ekonomik bir değer yaratmak adına ortaya koyduğu tek şey hayvan avlamaya ve kendini korumaya yarayan taştan imal ilkel silahlar ve hayvan postundan yapılmış basit kıyafetlerdi. Bunların haricinde tamamıyla bir tüketici statüsündeydi. M.Ö. 10.000’ li yılların ortalarına doğru insanoğlu yerleşik hayata geçmeye başlamış ve akabinde tarım ile uğraşmaya ve hayvan yetiştirmeye başlamıştır. İnsanoğlunun tüketmekten ziyade üretime başlaması ise büyük bir ekonomik devrimdir.
1.1.2- Birinci Sanayi Devrimi (Endüstri 1.0)
1712 yılında Thomas Newcomen yeni bir tür buhar makinesi geliştirdi. Bu makinenin pistonu bir zincir yardımıyla bir kaldıraca, kaldıraç da su tulumbasına bağlanmıştı. Piston silindirin en üst noktasında iken silindirin içine gönderilen soğuk su, buharı yoğunlaştırılıyor, böylece atmosferik basınç pistona aşağıya doğru kuvvet uyguladığında su madenden yükseliyordu. 1764 yılında bozulan Newcomen makinelerinden birini onaran James Watt, bu makineyi geliştirerek iki odalı ve subaplı hale getirdi. Bu odalardan biri sürekli sıcak, diğeri soğuk tutuluyordu. Watt 1781 yılında yeni mekanik aksamlar ekleyerek makineyi iyice geliştirdi.[1]
Bu yeni katkıyla buhar makinesi sanayiye uygulanabilir hale geldi. Bu şekilde geliştirilmiş buhar makinesinin 1700’lerin son bölümünde dokuma tezgâhlarında kullanılmasıyla üretim sürecinde çeşitli aşamaları tamamlayacak biçimde birbiriyle bütünleşmiş bir düzene geçilmesi birinci sanayi devrimi olarak kabul edilmektedir. Tekstil sanayinde başlayan bu değişim başta kimya sanayi olmak üzere diğer sanayi dallarına hızla yayıldı. Demiryolu ağının yaygınlaşması bu devrimin de yaygınlaşmasına yol açtı. Endüstri 1.0 üretimin makineleşmesi ve elde edilen ürünlerin demiryolu ağlarıyla tüketim merkezlerine taşınması olarak tanımlanmaktadır.[2]
1.1.3- İkinci Sanayi Devrimi (Endüstri 2.0)
İkinci sanayi devrimi, üretim sistemlerine elektriğin entegre edilmesi ile gerçekleşmiştir. Elektrik enerjisi ile çalışan üretim hattı ilk kez ABD’de mezbahalarda kullanılmaya başlamıştır. Ancak ekonomik değer yaratma faaliyeti esasen Ford Motor Fabrikalarında kurulan seri üretim hatlarıyla gerçekleşti. Araba üretiminde uygulanan bu sistem sayesinde bir yandan üretim kapasitesi artarken diğer yandan maliyetler azalıyordu. Elbette bu ise fiyatların azalmasına yol açmıştır. Ancak Endüstri 2.0' ın ortaya çıkardığı ekonomik verimliliğin benimsenmesinde karayolu ağının giderek genişlemesinin hayati önemi vardır. Endüstri 2.0 kısaca üretimin mekanikleşip seri üretime geçilmesi ve üretilen emtianın hem demiryolu hem de karayolu ile tüketiciye pazarlanması olarak ifade edilmektedir.
1.1.4- Üçüncü Sanayi Devrimi (Endüstri 3.0)
1968 yılında dedektörlerden elde edilen veriyi, bir program çerçevesinde uygulayıcılara ileten mikroişlemci esaslı programlanabilir devreler üretildi. Üretilen bu devrelerin üretim sistemlerine entegre edilmesiyle de üretim sistemlerinin otomasyonu olanaklı hale geldi. Yaşanan bu dönüşümle işgücünün üretime olan katkısı azalırken karşılaşılması muhtemel üretim hataları en aza indirgendi. Endüstri 3.0 sürecinde bilgisayar kullanımı, bilişim teknolojisindeki ilerlemeler, internetin yaygınlaşması üretimi her açıdan derin bir şekilde etkileyerek yeniden biçimlendirdi. Bu gelişmeler sonucunda, ticaret ve endüstri küreselleşti. Endüstri 3.0, üretimde insan katkısının en aza indirilmesi ve üretimin otomasyonu olarak tarif edilmektedir.
1.1.5- Modern Sanayi Devrimi (Endüstri 4.0)
İlk üç sanayi devrimi neticesinde ortaya çıkan gelişmeler sayesinde dünya ekonomisi daha bütünleşik bir hale gelmeye başlamıştır. Bu minvalde üretim yaparak ekonomik bir değer yaratmak artık küresel bir faaliyet haline gelmiştir. Dünya ekonomisinde vukua gelen bu dönüşüm özellikle iki alanda adından söz ettirir olmuştur. (1) Sermaye akımlarının serbestleşmesi, (2) Üretimin yer değiştirebilmesi. İlkinin sonucu olarak sermaye, en çok para kazanabileceği alanlara gitmeye başladı. İkincinin sonucu olarak da üretim en ucuza gerçekleştirilebileceği yerlere kaydırıldı. Üretimin en ucuza yapılabileceği yerler, ucuz emek ve sağlanan vergi kolaylıkları nedeniyle başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkeleriydi. 1980’lerden başlayarak ABD ve Avrupa sermayesi üretim merkezlerini bu ülkelere kaydırdılar. Çin ve diğer Uzakdoğu ülkeleri bir süre Amerikalı ve Avrupalı firmaların üretim üssü olarak çalıştı. Halen de bu şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Ne var ki artık bu ülkeler bu ürünleri kendileri de yapmaya yöneldiler. Çin ve diğer Uzakdoğu ülkeleri, yavaş yavaş başkaları için üretim yapmaktan çıkmaya ve kendi markaları altında üretim yapmaya başladılar.[3]
Çin’in sanayi malları üretiminde ortaya koyduğu bu çarpıcı artış özellikle Almanya’nın dikkatini çekmiştir. Bir şeyler yapılmasının gerektiğine inanan Almanya, 2011 Hannover Fuarında Endüstri 4.0 olgusunu ortaya atmıştır.
1.2- Endüstri 4.0 Sürecinin Literatüre Kazandırdığı Kavramlar
Endüstri 4.0, üretim sistemlerinde dijital dönüşümün doğal bir sonucu olarak akıllı üretim teknolojilerinin geliştirilmesini ve buna uygun bir üretim ekosisteminin oluşturulması fikri üzerine kuruludur.
4. Endüstri Devrimi, global rekabet ortamında, ekonomik üretim modellerinde dijital dönüşüm sağlanarak akıllı üretim ekonomisinin geliştirilmesini hedefleyen, bu kapsamda yeni iş modellerini zorunlu kılması bir tarafa, işletmelerin tedarik, üretim ve dağıtım süreçlerinde robotların kullanımını; Ar-Ge, satış pazarlama ve yönetim süreçlerinde ise yapay zeka kullanımı ile bunların dış dünyayla bağlantıyı sağlayacak nesnelerin internetini içermektedir.
Söz konusu kavramları kısaca tanımlamanın okuyucu yararına olacağı kanısındayız:
Yapay Zekâ (Artificial Intelligence) (AI): Görsel idrak, tanıma, konuşma ve karar verme gibi insana özgü yetileri yerine getirebilen bilgisayar sistemleridir.
Nesnelerin interneti (Internet of Things)(IoT): Çalıştırma ve kapatma tuşu olan herhangi bir aygıtı, diğer çevrim içi aygıtlarla bir araya getirme kavramıdır. Nesnelerin interneti, eşyaların ve insanların çevrim içi olduğu ve eşyaların kullanılma yöntemleri ile çevreleri hakkında bilgi toplayan ve paylaşan devasa bir şebekedir.
Akıllı üretim sistemleri ile müşteri tercihlerine ve ihtiyaçlarına daha etkin ve hızlı cevap veren özelleşmiş, akıllı üretim, iyileştirilmiş üretim kalitesi, daha az hata ile üretim, daha az israf, yerelleşen imalat süreçleri, yenilik süreçlerinin hızlanması ve daha az kaynak kullanımı hedefleniyor.[4]
Yönetim Danışmanlık Şirketi Boston Consulting Group (BCG) ise otonom robotları, geleceği ve endüstriyel üretimi dönüştüren dokuz teknolojiden biri olarak değerlendirmektedir.[5] BCG’ye göre diğer sekiz teknoloji ise; simülasyon, yatay ve dikey sistem entegrasyonu, nesnelerin interneti (IOT), siber güvenlik, bulut, eklemeli üretim, sanal gerçeklik ve büyük veridir.
Robot: Aslında 4. Endüstri devriminden çok çok önce literatüre girmiş bir kavramdır. Robot sözcüğü ilk kez, 1920 yılında Çekya’lı yazar Karel Capek’ in yazdığı “Rossums Universal Robots (Rossum’un Evrensel Robotları)” adlı tiyatro oyununda kullanılmıştır. Robot, Çekya lisanında “köle” anlamını bildiren “robotnik” sözcüğünden türetilmiştir. Bu andan itibaren sayısız bilim-kurgu türündeki hikâye ve romanda kendine yer bulup popüler hale gelmiştir. Türk Dil Kurumu robotu, “belirli bir işi yerine getirmek için manyetizma ile kendisine çeşitli işler yaptırılabilen otomatik araç” biçiminde tarif etmektedir.
Endüstri 4.0’ın en önemli yapı taşlarından olan robotlar, robotik teknolojiler ve yapay zekâ, üretimde otomasyona gidilmesini ve Endüstri 4.0’ın amaçlarının gerçekleşmesini sağlayacak en önemli faktörlerdir. Aşağıda Tablo 1’de dördüncü sanayi devrimi akabinde yaşanması olası sonuçların olumlu ve olumsuz yansımaları görülmektedir.
Tablo 1: Otomasyonun Olası Yararları ve Zararları
Olası Yararlar
|
Olası Zararlar
|
İnsanlar ağır işlerde çalışmak zorunda kalmayabilir
|
İşsizlik artışı yaşanabilir ve istihdam edilen/edilmeyenler arasında toplumsal farklar oluşabilir
|
Boş zamanda artış olabilir
|
Çok fazla boş zamana sahip insanların psikolojik sorunları ortaya çıkabilir
|
Yaratıcılık ve girişimcilik için daha çok zaman olabilir
|
Toplumsal değerler değişebilir
|
Daha az iş stresi yaşanabilir
|
Robotların insan işgücünün yerini alması, toplumsal huzursuzluğa ve siyasi istikrarsızlığa yol açabilir
|
Yaşam kalitesi ve beklentileri artabilir
|
Göçler ve savaşlar yaşanabilir
|
Kaynak: Ivanov, S. (2017), “Robonomics - Principles, Benefits, Challenges, Solutions Yearbook of Varna University of Management, 10, 287.
Üretimde artan otomasyonun uzun vadede birçok zararı olacağını savunanların ana argümanı, robotik üretimin, üretimde kullanılan girdiler arasındaki vergi tarafsızlığını iş gücü aleyhine bozduğudur. Bu nedenle artan robotlaşmanın o ülkede birçok ekonomik değişkeni olumsuz etkileyeceğini savunurlar. Robotik üretimin, ekonomik değişkenlere olası etkilerine ilerleyen bölümde yer verilmiştir.
2- ROBOTLARIN BAZI EKONOMİK PARAMETRELERE ETKİSİ
2.1- Emek Piyasasına Etkisi
Teknolojik ilerlemenin iş gücü piyasasına olan etkilerini incelemeye dönük yapılan araştırmaları iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grupta; meslek ve görevlerin gelecekte robot teknolojileri tarafından yapılabilme olasılıkları hesaplanmaya ve gelecekte hangi mesleklerin otomasyona ne kadar uğrayacakları belirlenmeye çalışılırken, ikinci grupta ise endüstriyel robotların insan emeğini ne kadar etkileyeceğine odaklanılmaktadır.[6]
Birinci grup görüşlerden ve otomasyonun istihdam üzerindeki etkisini tahmin etmeye çalışan kapsamlı çalışmalardan birinde[7] 21 OECD ülkesindeki işlerin otomasyon olasılıkları tahmin edilmeye çalışılmıştır. Çalışmaya göre 21 OECD ülkesinde ortalama olarak işlerin yüzde 9'unun otomatikleştirilebildiği görülmüştür. Sözgelimi, Güney Kore’de otomatikleştirilebilir işlerin payı yüzde 6 iken, Almanya ve Avusturya’da bu oran yüzde 12 olarak bulunmuştur.
Teknolojik gelişmelerin iş gücü piyasasına olan etkilerini inceleyen ikinci grup çalışmaların odak noktaları ise; robot kullanımındaki artış nedeniyle işsiz kalan ve işlerini değiştirmek zorunda kalacak olan işgücüdür.
McKinsey Global Institute, GSYİH olarak küresel ekonominin yaklaşık yüzde 90’ına denk gelen 46 ülke ve 800’den fazla meslek dalını kapsayan araştırma yapmıştır. Robot teknolojisi ve otomasyona geçiş ile birlikte otomasyon sistemlerindeki değişimin hızına bağlı olarak 2030 yılına kadar dünyada 400 milyon ila 800 milyon insanın işini kaybedeceği, robotların üretim sürecine dâhil olması ile her beş çalışandan birini etkileyeceği ifade edilmiştir.[8]
Acemoğlu ve Restrepo (2017) tarafından yapılan ve Amerika Birleşik Devletleri’nde 1990 ile 2007 dönemini baz alan diğer bir çalışmada[9], robotların emek piyasası üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır. Bahse konu çalışmada, robotların, ilgili dönemde, Amerikan ekonomisinde 360.000 ile 670.000 arasında kişinin işini kaybetmesine yol açtığı ve bunun toplam istihdamın yüzde 0.18 ile 0.34’üne denk geldiği vurgulanmaktadır. Çalışma bir diğer önemli sonucu ise üretim sürecine ilave edilen her bir robotun yaklaşık 6,2 işçinin işini kaybetmesine neden olduğunun bulunmasıdır.
Avrupa Birliği için yapılan özdeş bir çalışmada[10] Birliğin endüstriyel robot pazarının yüzde 85,5’ini oluşturan Finlandiya, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İsveç ülkelerinin 1995-2007 verileri araştırılıp, istihdam ve ücretler üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, bin işçi başına düşen bir robotun istihdam oranını yüzde 0,16-0,20, ücretleri ise yüzde 0,63 azalttığı tespit edilmiştir.
Yukarıda yer verilen çalışma sonuçlarını karşılaştıracak olursak; her bir endüstriyel robot ile ortaya çıkan istihdam kaybı ABD için 6,2 kişi, Avrupa Birliği içinse 3,4 kişinin işini kaybetmesine neden olmaktadır. Netice olarak, artan robotlaşmanın iş gücü piyasasını olumsuz etkilediği sonucuna varılabilir.
2.2- Kamu Dengesine Etkisi
Malum olduğu üzere, kamu dengesi; diğer koşullar veri iken, kamu gelirleri ile kamu harcamalarının eşit olması durumunda sağlanır. Çalışmanın bu bölümünde, otomasyonun kamu gelirlerine ve kamu harcamalarına olan etkileri irdelenecektir.
Artan robotlaşmanın, kamu gelirlerine olan etkilerini analiz edilecek olursa şöyle bir manzara ile karşılaşılması muhtemeldir: Dünya ölçeğindeki pek çok ülkenin toplam vergi gelirleri içerisinde işgücü üzerinden alınan vergiler ve sosyal güvenlik kesintileri hatırı sayılır büyüklükte bir yer kaplamaktadır. Avrupa Komisyonu’nun yaptığı bir araştırmada[11] OECD ülkeleri ve Avrupa Birliği ülkelerinde sosyal güvenlik primleri dâhil olmak üzere, işgücü üzerinden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. Aynı doğrultuda OECD tarafından yürütülen bir araştırmada[12] ise OECD ülkelerinde, kısaca ücret gelirleri üzerindeki vergi yükü şeklinde tanımlanabilecek vergi takozu da yüzde 15-53 arasında değişmektedir. Yapılan bu araştırmalar, söz konusu ülkelerin toplam vergi gelirlerinin neredeyse yarısının ücret üzerinden alınan vergilerden oluştuğunu göstermektedir. Üretimde artan robotlaşmanın ise robotlarla iş gücünün ikame edilmesine ve sonuçta birçok çalışanın işsiz kalmasına neden olabileceği öngörülmektedir. Emek faktörü, robotlar tarafında dışlanınca mali idare söz konusu işçilerin ücretleri üzerinden vergi alamayacak ve böylece hazinenin vergi gelirinde azalma yaşanabilecektir.
Otomasyonun, kamu gelirlerine olan diğer bir etkisi ise robotların statüsü ile ilgilidir. Robotların hukuki şahsiyetleri olmadığından[13], işçiler gibi stopaj ya da harcamalar üzerinden alınan vergiler bakımından vergi rejimlerine tabi değillerdir. Bu ise toplam vergi gelirlerinin kapsamında olan diğer bir gelir kalemini, harcamalar üzerinden alınan vergi gelirlerinin de azalması anlamına gelecektir. Böylece üretimde artan robotlaşma, hem ücret üzerinden alınan vergiler, hem de harcamalar üzerinden alınan vergiler bağlamında kamu gelirlerini olumsuz etkileyecektir.
Kamu harcamalarına gelince; artan robotlaşma nedeniyle mesleklerini yitiren iş gücünün çağın gereklerine uygun şekilde istihdama kazandırılması yaşam boyu eğitim programları ile mümkün olacaktır. Söz konusu fertlerin devlet eliyle eğitilmesi ise kamu harcamalarında ciddi bir düzeyde artışa neden olacaktır. Ayrıca işlerini kaybedenlere, yeni bir iş bulana kadar hayatlarını idame ettirmeleri için ödenecek işsizlik yardımı ve tazminat gibi sosyal harcamalar, kamu harcama düzeyini daha da arttıracaktır.
Netice olarak, üretimde artan robot kullanımı, kamu gelirlerinin azalmasına, kamu harcamalarının artmasına ve sonuçta bütçe açıklarına yol açması ihtimal dâhilindedir. İleride yaşanması beklenen bu durum ise mali idareyi, robot vergisi uygulanması konusunda çalışmalar yapmaya yöneltmektedir.
3- ROBOTLARIN VERGİLENDİRİLMESİ
2017 yılında verdiği bir röportajda Bill Gates; otomasyon dalgasının artmasıyla robotların insan emeğini ikame eder hale geldiğini, otomasyon dalgasının hızını azaltmak ve işini kaybeden işçilerin başka işlerde istihdam edilmek için eğitilmesi alanlarında kullanılması gayesiyle robotların da insanlar gibi vergilendirilmesini belirtmiştir.
İlk kez Bill Gates tarafından dillendirilse de literatürde robot vergisiyle ilgili çok sayıda araştırma mevcuttur. Araştırmalar farklı yöntemler kullansa da şu konu hakkında bir uzlaşı olduğu görülmektedir: Otomasyonlaşma eğiliminin yüksek olduğu sektörlerde, robotların iş gücünün yerine geçmesi, vergi gelirleri içinde ücret üzerinden alınanların fazla olduğu ülkelerin vergi gelirlerinde azalma yaratacak, artan işsizlik sonucunda işgücünün başka alanlarda istihdam edilmesi için eğitilmesine dönük ilave kamu kaynağına ihtiyaç duyulacaktır. Söz konusu beklentiler ise mecburen robotların vergilendirilmesini gündeme getirecektir. Tersi durumda verimlilik artışı sağlaması nedeniyle robotlar lehine olan vergisel avantajlar, robot istihdamını arttırıp, otomasyon dalgasını daha da hızlandıracaktır. Bu düşünce ile ilk robot vergisi uygulamasına, 2017 yılında otomasyon makinelerindeki vergisel teşvikleri azaltmak suretiyle Güney Kore imza atmıştır.
Robotların vergilendirilebilmesi için öncelikle robotların tanımı yapılmalı ve onlara hukuki kişilik kazandırılmalıdır.[14] Ancak literatürde üzerinde fikir birliğinin olduğu, bütüncül bir robot tanımı bulunmamaktadır. Robotların tanımlanması konusunda iki görüş mevcut olup, bunlardan ilki, robotlar için özerklik, kendi kendine öğrenme ve uyarlama gibi çeşitli özelliklere dayalı olarak bir tanım önermektedir.[15] İkinci görüşe göre, robotların ve bunların kullanımıyla ilgili bir verginin sunulabilmesi için robotlara belirli bir vergisel kişilik tanınmalıdır.[16]
Uluslararası Standartlar Kurumu (ISO) robotu; “otomatik olarak kontrol edilen, tekrar programlanabilir (programlanmış veya yardımcı işlevleri, fiziksel değişiklikler olmadan değiştirilebilir), üç ya da daha fazla eksende ( robot hareketini doğrusal veya döner modda belirlemek için kullanılan yön) programlanabilen, endüstriyel otomasyon uygulamalarının kullanımında bir yerde sabit ya da hareketli olabilen, çok amaçlı manipülatör (mekanik yapı veya kontrol sistemi fiziksel değişikliklerle farklı bir uygulamaya adapte edilebilir)” şeklinde tanımlamaktadır.
Uluslararası Robotik Federasyonu (IFR) da ISO’ nun yaptığı tanımlamayı kullanmaktadır. IFR farklı olarak hizmet robotunu da, “imalat işlemleri hariç olmak üzere, insanlara ve ekipmanlara faydalı hizmetler sağlamak için yarı veya tam bağımsız çalışan bir robot” biçiminde tanımlamıştır.[17] Robotların vergilendirilmesi, ülke ekonomisine, teknolojinin benimsenme düzeyine ve nüfusa göre değişmekle birlikte robotların temel vergilendirme biçimlerine temel düzeyde aşağıda yer verilmiştir.
3.1- Otomasyon Vergisi Uygulaması
Otomasyon nedeniyle işlerini kaybeden işçi sayısı arttıkça uygulanacak vergi oranının arttığı vergilendirme yöntemidir. Bu yöntemde, robotların iş gücü ile ikame esnekliği arttıkça, tabi olunan ve dolayısıyla ödenecek vergi oranı artmaktadır. Ancak bu yöntem, kurumların efektif vergi yükünü arttırdığı ve vergi rekabetine neden olduğu için sakıncalıdır.
3.2- Vergi Takozunu Azaltan Teşvikler Uygulamak
Bu yöntem, robot iş gücünden ziyade, insan iş gücü çalıştıran şirketlere vergisel anlamda teşvikler sunulması fikri üzerine kuruludur. Böylece robotlar lehine olan vergi tarafsızlığı iş gücü lehine değişecektir. İş gücü üzerinden alınan vergi oranlarının indirilmesi veya sosyal sigorta katkı paylarının kaldırılması bu bağlamda örnek verilebilir. Bu yöntemden istenen verimin sağlanabilmesi, vergi takozunu azaltan teşviklerin tüm mükelleflere değil sadece otomasyonlaşma eğilimi ve düzeyi yüksek olan sektörlere uygulanmasına bağlıdır.
3.3- Kurumlar Vergisi İndirimlerinin Kaldırılması
Niteliği itibariyle sermaye malı statüsünde olan robotlar, üretimde verimliliği sağlaması ve ekonomik açıdan rekabet gücü oluşturması nedeniyle birçok ülke vergi sisteminde vergisel avantajlar sunularak teşvik edilmektedir. Bu yöntem, robotlarla alakalı amortisman, gider ve maliyetlerin, şirketlerin otomasyon düzeyi baz alınarak saptanacak baremler aşıldıkça azalması üzerine kuruludur. Farklı bir söylemle bir şirket ne kadar yüksek seviyede otomasyona sahipse, o otomasyonun parçası olan makine ve teçhizatlara uygulanacak amortisman oranları o oranda azaltılır.
3.4- Kurumlar Vergisi Oranını Arttırmak
Robot vergisi uygulamasında başvurulabilecek diğer bir yöntem, Kurumlar Vergisi oranının arttırılmasıdır. Burada amaç yine iş gücü aleyhine olan vergi tarafsızlığını sermayenin aleyhine döndürmektir. Ödenecek verginin sermayenin payına düşen kısmının artırılması ve iş gücü tarafından ödenen kısmının ise azaltılması gayesiyle Kurumlar Vergisi oranını arttırılmaktadır.
Kurumlar Vergisi oranını artırmanın ise bazı sakıncaları vardır. İlk olarak, Kurumlar Vergisi oranı, vergi rekabetine neden olup, özellikle çok uluslu şirketlerin o ülkeye yatırım yapmasını engelleyip, sermayenin vergi oranının görece daha düşük olduğu ülkelere kaymasına neden olabilir. Diğer bir sakınca, Kurumlar Vergisi oranının arttırılmasının uygulanan vergi indirimlerinin de tutarının artması anlamına gelmesidir. Bu durum ise şirketlerin robot kullanımını azaltmak bir yana daha da arttıracaktır. Şöyle ki; Kurumlar Vergisi oranının arttırılması, marjinal yatırım için vergi indirimlerinin nispi değerini arttırır. Bahis konusu marjinal yatırım, sadece vergi oranları nedeniyle yapılan artan yatırımı ifade etmektedir. Yüksek vergi oranı, yüksek vergi indirimini beraberinde getirecektir. Kurumlar Vergisi oranındaki artışa robotlardaki yatırım indirimlerinin ortadan kaldırılması eşlik etmediyse, Kurumlar Vergisi oranını yükseltmek, firmaların robotiklere yatırım yapma teşvikini artıracaktır. Çünkü marjinal yatırım için bu indirimin göreceli değeri artacaktır. Böylelikle vergi matrahı önemli ölçüde azaltacaktır. Bahse konu sakıncalardan bir diğeri ise Kurumlar Vergisi oranlarındaki herhangi bir artışın, firmalarca verginin yansıması yoluyla işçilere veya tüketicilere aktarılmasıdır.
3.5- Robot Alımındaki Vergi Oranının Arttırılması
Bu yöntem ise işletmelerin, otomasyon ekipmanları olan robotların satın alınması sırasında uygulanan vergi oranının arttırılması üzerine bina edilmiştir. Örneğin, şirketlerin robot alımı sırasında uygulanan oranın sınırlı bir miktarda arttırılması, bir yandan şirketleri artan robotlaşmadan uzaklaştıracak, diğer yandan hazineye ilave vergi geliri temin edecektir. Bu ilave kamu kaynağı ise işini kaybeden bireylerin yeni istihdam olanakları için eğitilmesinin ve onlara ödenecek sosyal nitelikli tazminatların finansmanında kullanılabilir. Böylece hem hazinede ücretlerden alınan vergiler nedeniyle bir kayıp yaşanmayacak hem de robotlar nedeniyle işsiz kalacak olanların eğitimi için ilave kamu harcaması yapılmayacaktır.
3.6- Robot Temininde Kullanılan Finansman Olanaklarının Zorlaştırılması
İşletmelerin herhangi bir alana yatırım yaparken, yatırım bedelini çeşitli şekillerde finanse edebilirler. Bu finansman yöntemlerinden biri de finansal kiralamadır. Ülkemizde finansal kiralama yoluyla duran varlık elde etme konusunda önemli vergisel teşvikler bulunmaktadır. Bir duran varlık özelliğine sahip olan endüstriyel robotların, finansal kiralama kapsamı dışına çıkarılması bu bağlamda bir başka robot vergisi uygulaması olarak karşımıza çıkar. Benzer şekilde banka kredisi ile robot temin edilmesinde, uygulanacak faiz oranının işletme aleyhine farklılaştırılması da diğer bir robot vergisi uygulaması olabilir.
4- TÜRKİYE’ DE ROBOT VERGİSİ UYGULAMASI
Türkiye endüstri devrimlerinde geriden gelen bir ülke olup, süreç olarak halen Endüstri 2.0 ve Endüstri 3.0 arasında bir yerde bulunmaktadır. Ancak Türkiye’nin Endüstri 4.0’ı yakalayabilmesi için önünde iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Endüstri 4.0’ın gerektirdiği robotları yapmak, ikincisi yapılmış ürünleri satın alarak üretimi bu robotlarla gerçekleştirmektir. Türkiye için geçerli durum çok açık ve net bir şekilde ikinci seçenektir. Türkiye, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde üretilen robotları, dijital makineleri ve yazılımları satın alarak üretim yapabilir, ardından da bu ürünleri satabilir.[18]
Ülkemiz üretim sistemlerinin, Endüstri 4.0 sürecine adapte edilmesi halinde yukarıda yer verilen ekonomik istikrarsızlıklara kısa vadede değil ancak uzun vadede yol açacağı kanaatindeyiz. Ülkemizde robotik üretim konusunda artış eğilimi olduğu izahtan varestedir. Ancak dünyadaki eğilim ile kıyaslandığında Türkiye’de üretimde robotlaşma çok sayıda ülkenin gerisindedir. IFR’ye göre[19] 2016 yılında 10.000 işçi başına düşen kurulu endüstriyel robot sayısının dünya ortalaması 74’tür. Türkiye’de ise bu sayı 23’tür. McKinsey&Company tarafından yapılan bir araştırmada[20] ise robotların iş gücü ile ikame edilmesi nedeniyle oluşan teknolojik işsizlik oranının ülkelerin otomasyon düzeylerine göre farklılıklar gösterdiği, gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olanlara kıyasla otomasyondan daha fazla etkilendiği belirtilmektedir. Bahse konu araştırmanın Türkiye yansıması, Türkiye’de 2030’a kadar otomasyon nedeniyle ortadan kalkacak istihdam alanının yüzde 16 gerçekleşeceğini ifade etmektedir. Bu veri ise gelişmiş ülke ortalamalarına göre oldukça düşüktür.
Ülkemizin sahip olduğu dinamikler göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’ de kısa vadede robot vergisi uygulamalarının hayata geçirilmesinin olanak dâhilinde olmadığı kanısındayız. Türkiye, yaşadığı teknoloji açığını çeşitli vergisel ve bürokratik teşviklerle gidermeye çalışmaktadır. Kanaatimizce uzun vadede, belirli bir otomasyon düzeyine ulaşıldığı takdirde robot vergisi uygulaması kendisinden beklenen sonuçları verebilecektir.
Ülkemizin demografik yapısı, gelişmişlik düzeyi ve bunun gibi etmenler dikkate alındığında en uygun robot vergisi uygulamasının ise, iş gücü üzerindeki vergisel yükü azaltan vergisel teşvikler olduğu kanaatindeyiz. Nitekim işçi ücretleri üzerinden yapılan kesintiler ülkemiz açısından büyük vergi kayıplarına neden olan kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınmasına ve vergi gelirlerinin artırılabilmesine yol açabilecektir. Diğer yönden ülkemizde yer alan işsizlik göz önüne alındığında, söz konusu vergilerde yaşanan azalmanın istihdamı arttırabileceği de belirtilebilir. Nihai olarak, vergi takozunu azaltıcı vergisel teşvikler, robotlar lehine olan vergi tarafsızlığını iş gücü lehine çevirecek ve işverenlerin daha fazla robot istihdam etme fikrini ortadan kaldıracaktır.
SONUÇ
Endüstri 4.0 ile birlikte robotik, yapay zekâ ve otomasyonun hızla yaygınlaşması endüstriyel üretimde robotların daha çok ve farklı işler üstlenmesine ve sonuçta robot ekonomisinin doğmasına neden olmuştur. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde robot temelli endüstriyel üretim; büyüme, verimlilik, işgücü ve üretim maliyetleri gibi temel ekonomik faktörleri etkilerken, emek piyasası ve istihdam yapısında köktenci değişikliklere yol açmaktadır. Robot ekonomisinde olması muhtemel teknolojik işsizlik ülkeden ülkeye, sektörden sektöre, işletmeden işletmeye ve yapılan işten işe farklılık gösterse de, kısa vadeli olarak işsizliğin artması, uzun vadeli olarak ise yeni sektörlerin, yeni mesleklerin ve yeni işlerin ortaya çıkması beklenmektedir.
Çalışmamızda yer verildiği üzere artan robot kullanımının neden olacağı ekonomik istikrarsızlıklar ise hükümetleri mali açıdan güç duruma düşüreceği beklenmektedir. Bahse konu istikrarsızlıklarla mücadele etmek için önerilen çözümlerden birisi ise robotların vergilendirilmesidir. Ancak hemen belirtelim ki, dünya buna henüz hazır değildir. Zira robot tanımının yapılıp, onların özelliklerinin detaylıca belirlenmesi konusunda halen genel kabul görmüş bir çalışma yoktur. Robotların vergilendirilmesinin ön koşulu olan onlara yasal kişilik verilip verilmeyeceği halen tartışılmaktadır. Belirtilmesi gereken diğer önemli bir konu ise robot vergisi uygulamasının başarısının global bir uygulama birlikteliğine bağlı olmasıdır. Mobil özelliği yüksek olan sermaye faktörü kapsamındaki robotlar yeknesak bir uygulama olmazsa vergi rekabeti nedeniyle dünyanın farklı bölgelerine kayabilecektir.
Dünya çapında bir robot vergisi uygulaması ise bu kez tüm dünya ülkelerinin böyle bir vergiye ihtiyacı olup olmadığı sorunsalını gündeme getirmektedir. Çalışmada yer verdiğimiz üzere, robotların işsizlik başta olmak üzere neden olduğu diğer problemler, çoğunlukla yoğun teknolojiye sahip olan gelişmiş ülke ekonomilerinde görülmektedir. Türkiye açısından bakıldığında ise kısa vadede ülkemizin bu türden bir vergiye ihtiyacı olmadığı görülecektir. Çünkü ülkemiz üretim teknolojisi bakımından henüz Endüstri 2.0 ve Endüstri 3.0 arasındaki bir süreci yaşamaktadır. Otomasyon düzeyi dünya ortalamasının altındadır. Uzun dönemde ise Türkiye’den ciddi düzeyde otomasyon hamleleri beklenmektedir. Bu durum ise Türkiye’de uzun dönemde robot vergisi uygulamasının gündemi sıklıkla meşgul edeceğini işaret etmektedir.
Türkiye’de uzun vadede, üretimde artan robotlaşmanın neden olabileceği istikrarsızlıkları gidermek gayesiyle başvurulacak olan doğru robot vergisi uygulamasının ise, robot satın alınmasındaki Katma Değer Vergisi oranının arttırılması olduğu kanaatindeyiz. Ülkemizin ekonomik dinamiklerine uygun olduğunu düşündüğümüz bu yöntem sayesinde bir yandan devletin kasasına ilave gelir sağlanmış olacak ve işsizliğin neden olduğu eğitim ve sosyal ödemeler için ihtiyaç duyulan kamu kaynağı sağlanmış olacak, diğer yandan şirketlerin robotlara olan artan yatırım ilgisi azalacaktır.
KAYNAKÇA
Schwab, K. (2016). Dördüncü Sanayi Devrimi, (çev.) Zülfü Dicleli, İstanbul: Optimist Yay.
Fortune Turkey, “Akıllı üretim çağı: Endüstri 4.0” Çevrim İçi: (https://www.fortuneturkey.com/akilli-uretim-cagi-endustri-40-42841). Erişim tarihi.: 01 Ekim 2019.
(https://www.bcg.com/publications/2015/lean-manufacturing-innovation-robotics-revolution-next-great-leap-manufacturing.aspx). Erişim tarihi: 11 Ekim 2019.
Ivanov, S. (2017). Robonomics - Principles, Benefits, Challenges, Solutions. Yearbook of Varna University of Management, Vol. 10, 283-293.
Kurt, D. Ve Bozoklu, Ü. “Robot Ekonomisinin Yükselişi”, Sosyal Bilimler Metinleri Yıl: 2019, Sayı: 01, s:25-42
Acemoglu, D. & Restrepo, P. (2018). Robots and jobs: Evidence from US labor markets. Çevrimiçi (https://economics.mit.edu/files/15254). Erişim tarihi : 11 Ekim 2019.
Chiacchio, F., Petropoulos, G. & Pichler, D. (2018). The impact of industrial robots on EU employment and wages: A local labour market approach. Bruegel Working Paper, Issue 2.
Oberson, X. (2017). Taxing Robots? From the Emergence of an Electronic Ability to Pay on Robots or the Use of Robots. World Tax Journal, 9(2), 247-261.
Zhang, P. (2019). Automation, wage inequality and implications of a robot tax. International Review of Economics & Finance, 59, 500-509.
Neittaanmaki, P. & Ogbechie, A. (2016). Industrial and service robots. Çevrimiçi: (https://www.jyu.fi/it/fi/tutkimus/julkaisut/it-julkaisut/industrial-and-service-robots.pdf). Erişim tarihi: 04 Ekim 2019.
Eğilmez, M. (8 Mayıs 2017). Endüstri 4.0. Kendime Yazılar, Erişim Link: (http://www.mahfiegilmez.com/2017/05/endustri-40.html). Erişim tarihi: 02 Ekim 2019.
IFR (2018). “Robot density rises globally.” IFR press releases. Çevrimiçi (https://ifr.org/ifr-press-releases/news/robot-density-rises-globally). Erişim tarihi: 11 Ekim 2019.
McKinsey & Company (2017). Jobs lost, jobs gained: Workforce transitions in a time of automation. Çevrimiçi (https://www.mckinsey.com). Erişim tarihi: 11 Ekim 2019.
(https://www.sabah.com.tr/dunya/2017/10/28/suudi-arabistandan-robota-vatandaslik). Erişim tarihi:04 Kasım 2019.
(https://www.haberturk.com/suudi-arabistan-dan-bir-ilk-robota-vatandaslik-verildi-1688184). Erişim tarihi: 04 Kasım 2019.
[1] Klaus Schwab, Dördüncü Sanayi Devrimi, (çev.) Zülfü Dicleli, Optimist Yayınevi, İstanbul (2017), s.15
[2] (https://www.mahfiegilmez.com/2017/05/endustri-40.html#more). Erişim tarihi: 16 Ekim 2019.
[3] (https://www.mahfiegilmez.com/2017/05/endustri-40.html#more). Erişim tarihi: 16 Ekim 2019.
[6] Dilek Kurt ve Ümit Bozoklu, “Robot Ekonomisinin Yükselişi”, Sosyal Bilimler Metinleri Yıl: 2019, Sayı: 01, s:33
[7] Arntz vd., “The Risk of Automation for Jobs in OECD Countries: A Comparative Analysis. OECD Social, Employment and Migration Working Papers, No. 189, OECD Publishing, (2016) Paris.
[8] McKinsey Global Institute. (2017a). Jobs Lost, Jobs Gained: Workforce Transitions in a Time of Automation. New York: McKinsey Global Institute, Retrieved December 15, 2018, Çevrim içi: (https://www.mckinsev.com/~/media/mckinsev/featured%20insights/future%20of%20organizations/what%20the%20future%20of%20work%20will%20mean%20for%20jobs%20skills%20and%20wages/mgi-iobs-lost-jobs-gained-report-december-6-2017.ashx).
[10] Francesco Chiacchio ve diğerleri, “The impact of industrial robots on EU employment and wages: A local labour market approach.”, Bruegel Working Paper, Issue 2.
[15] Xavier Oberson, X. (2017). Taxing Robots? From the Emergence of an Electronic Ability to Pay on Robots or the Use of Robots. World Tax Journal, 9(2), s:253.
[16] Pengqing Zhang, (2019). Automation, wage inequality and implications of a robot tax. International Review of Economics & Finance, 59, s:506.
[20] McKinsey & Company (2017). Jobs lost, jobs gained: Workforce transitions in a time of automation. Çevrimiçi (https://www.mckinsey.com). Erişim tarihi: 11 Ekim 2019.